Yazı: Mimar Kübra Ezgi Güler
Çoğumuz hayatımızın büyük bir kısmını iç mekanlarda geçiririz. Bu genel olarak konutlarımız ve iş yerlerimiz olur. Peki günümüzün büyük bir bölümünü geçirdiğimiz bu alanlarda ne kadar aidiyet hissederiz ?
Pandemi sürecinde normale göre daha uzun saatlerimizi iç mekanlarda geçirdik. Buda bizlerde yaşadığımız alanı kendimize özgü bir yere çevirme çabası, dekore etme isteği uyandırdı. Çünkü içinde bulunduğumuz alan bizi her anlamda etkilemektedir. Kendimizi rahat ve huzurlu hissettiğimiz yerlerde daha rahat çalışır, daha verimli ve üretken olabiliriz. İç mekan dekorasyonu daha çok o mekanı kullanacak kişiye hitap etmeli, kişinin ilgi alanlarına, zevklerine ve kültürüne göre şekil almalıdır. Bu yüzden konut tasarımlarında sadece dış cephelerden söz etmek yetersiz olur asıl önemli konu yaşam alanlarını kullanıcıya göre dekore etmektir. Amacına ve kullanıcısına yönelik yapılan özgün tasarımlar insanı psikolojik anlamda da iyi hissettirir.
Örneğin evlerimizde kullandığımız duvar boyaları bile bizim mekanları algılamamızda önemli rol oynar. Küçük ve yetersiz ışık alan odaları açık renklerle boyayarak, daha minimal mobilyalarla dekore ettiğimizde mevcut alan olduğundan daha ferah olarak algılanır. Kullanacağımız eşyaların tarzı, renkleri ve boyutları da burada algıyı etkiyen etkenlerdendir.
Konutlarımızda kendimize özel alanlar, köşeler oluşturmalıyız. Örneğin mutfağımızın ufak bir bölümünü kahve köşesi olarak düzenleyebiliriz, oraya koyacağımız birkaç raf, kahve fincanları, dekoratif tablolarla kendi evimize özgün bir alan oluşturabiliriz. Ya da oturma odamızda rahat bir koltuk, ufak bir sehpa, genel ışığı kırıp loş bir ortam oluşturabilecek bir aydınlatma elemanı ile özelleştirip kitap okuma alanı olarak tanımlayabiliriz. Bu şekilde yaptığımız ufak değişiklikler hem alanlarımızı daha verimli kullanmamıza fayda sağlar hem de iç mekanda geçirdiğimiz vakitlerin kalitesini artırır.